İran’ı ilk kez nükleer enerji teknolojisine kavuşmaya teşvik eden ülke yani Amerika, bu gün bu sürece muhalefet eden ülkelerin başında yer alıyor. Bu yazıda İran’ın nükleer faaliyetlerinin şah rejimi döneminde nasıl başladığını ele alacağız.
Özet: İran’ın nükleer enerjiye kavuşma çabaları 1950li yıllara dayanır. Bu dönemde İran’ın nükleer teorileri oldukça idealistti ve şah tarafından destekleniyordu. İran’ı ilk kez nükleer enerji teknolojisine kavuşmaya teşvik eden ülke yani Amerika, bu gün bu sürece muhalefet eden ülkelerin başında yer alıyor.
Amerika’nın İran’a nükleer yardımları konusunda iki genel görüş gündemdedir.
- Amerika’nın Hiroşima ve Nakazaki’de atom bombası kullanması ve bu olayın dünyadaki olumsuz etkileri yüzünden Washington mevcut kamuoyunu kırmak ve sözde barış için atom sloganından hareketle bu teknolojiyi kendi güdümünde olan ülkelere transfer edip kendi nükleer faaliyetlerine karşı olumsuz tepkileri hafifletmeye çalışıyordu.
- İkinci görüşe göre, soğuk savaş ve iki süper gücün nükleer rekabeti tüm dünyayı kapsıyordu. Amerikanın dönem başkanı Ayzenhaver İngiltere, Fransa ve batı Almanya liderleriyle görüşmelerinde çok kez Sovyetler birliğinin İran’ın kuzeyinden saldırıya geçmesinden ve İran’ın komünizm tuzağına düşmesinden ve sonuçta batının önemli bir üssünü kaybedip komünizmin karşısında kurdukları kuşağın kopmasından duyduğu kaygıyı dile getirmişti. Amerika başkanı batının çıkarlarının korunması için İran’ın nükleer güce kavuşması gerektiğini söylüyordu ve bu yüzden şah nükleer teknolojiye kavuşmak için Amerikanın desteğini kazandı.
Bu iki bakış açısından ikincisi daha makul gözüküyor ve ilk görüş pek mantıklı bir dayanak sayılmıyor.
Bu doğrultuda Amerikanın İran’ın kuzeyinde askeri üsler kurmasını ve İran’ı nükleer silaha donatmak istemesini Sovyetler birliğini caydırma şeklinde değerlendirebiliriz ki bu süreç Sovyetler birliğinin dağılması ve İran’da İslam inkılabının zafere kavuşması ile askıya alındı.
Her halükarda Amerikanın açık desteği ile İran 1958 yılında UAEA üyeliğine kabul edildi. Bundan sonra İran temsilcileri ajansın oturumlarına katıldı, ancak henüz yolun başında olduğu için her hangi bir rapor sunamıyordu. Ta ki 1965 yılında İran’ın ajansın konvansiyonuna katılmasının ardından bu mesele dış işleri bakanlığında ele alındı ve İran aynı yılda bu anlaşmaya imza attı.
Daha sonra Amerika 1967de 5 me*****lık ilk hafif su araştırma reaktörünü İran’a sattı ve Amerikan AMF firması bu reaktörü Tahran üniversitesinde kurdu.
Bu reaktör %93 saf zenginleştirilmiş uranyum kullanıyordu ve Amerika İslam inkılabının zaferinden önce yüksek seviyede zenginleştirilmiş 5 kg uranyumu İran’a verdi ki UAEA gözetiminde Tahranda depolandı ve günümüze dek sürekli UAEA denetçileri tarafından denetleniyor.
Bir yıl sonra İran NPT anlaşmasını kabul etti ve 1970de milli şura meclisinde onaylandı. 1974te şah İran atom enerjisi kurumunu (İAEK) kurdu ve Dr. İtimad kurumun ilk başkanı olarak atandı.
Hızlı bir şekilde gelişen bu kurum 4 nükleer santral (Buşehr ve Darhuveyn), Buşehr’de içme suyu tesisleri, İsfahan ve Arakta 4 yeni nükleer santralın inşa edilmesi ve yine nükleer santrallerin yakıt ve teknolojik desteğinin teminini üstlendi. Bu merkez daha sonra nükleer araştırma merkezi (NRC) olarak adlandırıldı.
Bu sırlarda Tahran üniversitesi de faaliyete geçti ve bu alanda öğrenci yetiştirmeye başladı. Bu üniversite hatta inkılaptan önce nükleer mühendislik branşında mastır mezunu verdi. Öte yandan Şiraz üniversitesi de nükleer mühendis yetiştirmeye başladı ve bazı öğrencileri bu branşta yurt dışına gönderdi.
İAEK 70li yılların başından itibaren söz konusu nükleer santrallerin ve yine Buşehr yakınlarında bir santral inşa edilmesi için Amerikan, Fransız ve Alman firmalarla müzakerelere başladı.
1974 İran’ın nükleer araştırmalarında bir dönüm noktasıydı. Çünkü bu yılda İran Amerikanın Stanford araştırma enstitüsü (SRI) ile İran’ın orta vadeli sosyal, iktisadi ve sanayi kalkınması için bir araştırma yapması ve yeni bir ufuk çizmesi için bir anlaşma imzaladı. SRI sonuçta İran’a 20 ciltlik bir rapor sundu ve İran’ın sanayi ve iktisadi kalkınmasının 1995 yılına dek nükleer santraller aracılığı ile 20 bin me***** elektrik üretmesine endeksli olduğunu belirtti.
Söz konusu rapora göre İran 1974′te, yani İslam inkılabının zaferinden 5 yıl önce Buşehr kentinde kurulmak üzere Alman Ziemens firması ile 1300 me*****lık hafif su reaktörü anlaşması imzaladı ve o dönemde en büyük nükleer santral projesi sayılan bu anlaşma çerçevesinde 2 bin İranlı ve Alman uzman çalışmalara başladı. Bu projenin 1980 yılında tamamlanması beklenirken İslam inkılabı ve ardından da dayatılan savaş projenin durmasına sebep oldu.
İşin devamında İran 1974′te Amerika ile, 1976′da Almanya ile ve 1977′de Fransa ile uzatılması mümkün olan 10 yıllık nükleer yakıt sirkülasyonu anlaşması imzaladı (O dönemde batı ülkeleri İran’a nükleer yakıt ve zenginleştirme teknolojisi vermek için adeta bir biriyle yarışıyordu).
İran ayrıca 1974′te NPT anlaşması gereği ajansla ikili anlaşmayı imzaladı ve çok yönlü anlaşmalar gereği ajansa nükleer tesislerini denetleme izni vermeyi kabul etti.
Bu doğrultuda İran, o dönemde büyük ilerlemeler kaydeden Hindistan’la nükleer işbirliği anlaşması imzaladı.
Ağustos 1975te Alman Kraftwerk Union firması anlaşmalara göre nükleer santral inşa çalışmalarına başladı. İşin ilginç tarafı, 1975′te Amerikan kongresi, İran’la nükleer ticaret izni veren bir karar çıkardı ve İran’ın nükleer çalışmalarını doğal niteledi. Ancak 1975 yılı İran için bir başka açıdan da önemliydi, o da Fransa’da kurulacak Eurodif adında uranyumu zenginleştirme tesislerinin %10′luk payını satın almasıydı. Şahın imzaladığı anlaşma ile İran bu firmanın zenginleştirme teknolojisine kavuşup ayrıca tıbbi amaçlarla kullanılan reaktörlerin radio-izotoplarının üretimi için lazım olan zenginleştirilmiş uranyumu da elde edecekti.
İran Eurodif tesislerinde toplam 2 milyar dolar yatırım yaptı ki bir milyarı nükleer reaktör anlaşması yaptığı firma tarafından temin edilirken, bir milyarı da yatırım kredisi olarak gerçekleşti (tabi Eurodif firması İslam inkılabı ile uygulamada bir takım sorunlarla karşılaştı ki bu konuya daha ileride değineceğiz).
1976′da bir çok rekabetin ardından sonunda İngiltere ve Fransa ortak bir anlaşma çerçevesinde nükleer yakıtla ilgili İsfahan tesislerini inşa araştırmasını başladılar. 1997 yılı, Fransa’nın İran’ın nükleer faaliyetlerine resmen katıldığı yıldı. Ekim 1977′de Fransa iki nükleer santral inşası için İran’la anlaştı ve Framatom firması bu projeyi üstlendi.
Ancak bu sıralarda durum biraz değişmişti. Aralık 1977de batı Almanya 4.8 milyar dolar karşılığında 4 nükleer santralın inşa iznini Kraft Work Union (KWU) firmasına verdi. Ancak 1973 Arap İsrail savaşında şahın bir ölçüde Mısırın dönem lideri Enver Sedat’la işbirliği yapması İsraillileri öfkelendirdi ve İran’ın nükleer güç olmasından korkuttu ve bu yüzden İran’ın anlaştığı ülkelere baskı yaparak bazı nükleer projelerin gecikmesine sebep oldu ki İslam inkılabının zaferinden sonra da tüm anlaşmalar İran’ın zararına feshedildi.
Öte yandan şah da Siyonist lobinin engelleme girişimlerinden haberdardı ve Avrupa ve Amerikanın dışında yeni nükleer ortaklar arayışı içindeydi ve bu doğrultuda 1976 yılında güney Afrika ile bir takım nükleer malzeme ve teçhizat için gizli bir anlaşma imzaladı (güney Afrika 1984 yılına kadar UAEA nın diğer ülkelere bu tür teçhizatı satma kısıtlamalarını kabul etmemişti ve bu yüzden söz konusu anlaşma İslam inkılabına dek yürürlükteydi).
Bu dönemde Amerikalı uzmanlara göre şah, nükleer altyapıları hazırlayarak alt seviyede nükleer silah üretme araştırmasına hazırdı ve Tahranda kurulan nükleer araştırma merkezi, bu faaliyetin ekseniydi.
Ancak Şah’ın Ortadoğu’da Amerikanın müttefiki olması yüzünden pek ciddiye alınmıyor ve basına da pek yansımıyordu. Amerika hatta 1978′den önce 16 mikron hassasiyetinde 4 lazer sistemi İran’a verdi. Öte yandan Amerika dış işleri bakanı şahın nükleer silah eğilimine karşın şöyle bir açıklama yaptı: Amerika İran’ın petrol dışı enerji kaynaklarını geliştirmek ve nükleer araştırma yapmak gibi çabalarını olumlu karşılıyor ve iki ülke arasında yakın zamanda geniş nükleer işbirliği anlaşması imzalanmasını temenni ediyor.
Şah ayrıca 1990′dan önce İran’da 33 nükleer reaktör inşa etmeyi ve Almanya ve Fransa’dan nükleer teçhizat almayı düşünüyordu. Bu çerçevede daha önce yapılan 6 reaktör anlaşmasından başka şah iktidarının son yıllarında Amerika, Fransa ve Almanya’dan 13 reaktör almak istedi ki bu istek gerçekleşmedi.
Gerçi şahın nükleer silah elde etmek ve bu konuda araştırma yaptığı ile ilgili 70li yılların sonuna doğru bazı raporlar yayınlandı, ancak ajansın sürekli denetlemeleri sonucunda bu konuda geçerli kanıtlar bulunamadı ve her halükarda İslam inkılabının gerçekleşmesi ve şahın devrilmesiyle İran’ın nükleer faaliyetleri bir çok değişimle karşılaştı ve barış amaçlı ve nükleer silah dışında bir yörünge izlemeye başladı. Oysa eğer İran gerçekten nükleer silah peşinde olsaydı o dönemde NPT’den çekilmesi gerekirdi, çünkü bunun için en uygun zaman İslam inkılabından hemen sonraydı. Çünkü o sıralarda şah rejiminin yaptığı tüm ikili ve çok yönlü anlaşmalar yeniden gözden geçiriliyordu ve bu durumu uluslararası camia makul karşılayacaktı. Ancak İran İslam cumhuriyeti NPT ve ilgili anlaşmalara bağlı kalmayı tercih etti ve imam Humeyni çok kez nükleer silahları kınadı.Ancak buna karşın İran’ın nükleer anlaşmalarını pek de iyi bir gelecek beklemiyordu.
Şubat 1979′a dek yani İslam inkılabının zafere kavuştuğu tarihe kadar Buşehr nükleer santralının bir numaralı reaktörü %85 ve iki numaralı reaktörü de %65 ilerleme kaydetmişti, ancak inkılaptan sonra Ortadoğu’nun en büyük nükleer projesi ve bir çok diğer proje askıya alındı.
İslam inkılabından sonra Alman Ziemens firması Buşehr nükleer santralının tamamlanmasını tamamlamayı kabul etmedi ve yerine doğal gazla çalışan bir santralın inşa edilmesini teklif etti. İran ise bu teklife karşı çıktı, ancak bu aşamada Almanya’ya uluslararası alanda fazla baskı uygulayamadı ve bu sürtüşme 1988e dek sürdü ve İran tazminat istedi. Fakat Ziemens firması uluslararası ticaret komisyonunun desteği ile bu hukuki dosyadan galip çıktı ve İran’a hiç bir tazminat ödenmedi.
İran’ın bu süreçte katlandığı nükleer zarar Fransa’nın Eurodif firmasını da kapsadı ve o dönemde İAEK’nın pasif tutumu yüzünden bu anlaşma da tek yanlı feshedilerek İran’ı ağır zarara uğrattı.
Bu anlaşmanın lağvedilmesiyle Fransızlar dava açtı ve Eurodif firması İran’ın bu hareketini 10 yıllık projesinin aksamasına sebep olduğunu iddia etti ve tazminat istedi ve sonuçta İran’ın 2 milyar dolarlık yatırımından 900 milyon Frank bu firmaya ödendi ve bu paranın geriye kalan kısmı da daha sonraki yıllarda İran’a Fransız ürünleri olarak ödendi.
Öte yandan 8 yıllık dayatılan savaş sırasında da bazı nükleer tesisler büyük ölçüde hasar gördü ve nükleer faaliyetler aksadı.











